Üniversite Kayıtları Yarın Başlayacak

2009-ÖSS sonucunda üniversitelere kayıt hakkı kazanan adaylar, kazandıkları programlar için belirlenen günde kayıt için başvuracak. Kayıt için belirlenen gün adayların sınav sonuç belgesinde yer alıyor. Adaylar kendilerine bildirilen günde, gerekli belgelerle birlikte ilgili üniversiteye başvurarak kayıt yaptırabilecek.

Bildirilen süre içinde kayıt için başvurmayan veya kayıt işlemlerini tamamlamayan adaylar haklarını kaybedecek.

Anadolu Üniversitesi Merkezi Açıköğretim Programlarını kazanan adayların kayıt işlemleri ve kayıt tarihi için Anadolu Üniversitesi Rektörlüğüne başvurmaları gerekiyor.

Bu arada, ÖSYM’nin hazırladığı 2009 Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzunda yer alan uyarılara göre, ”Yükseköğretim öğrencileri, kılık kıyafet ile ilgili olarak yüksek yargı organları tarafından verilmiş kararlarla oluşmuş bulunan hukuki mevzuata uymak” zorunda.

-KAYITLARDA NÜFUS CÜZDANI İSTENMEYECEK-

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan’ın üniversite rektörlüklerine gönderdiği ”Üniversite kayıtları” konulu genelgede belirtildiği üzere kayıtlar sırasında öğrencilerden yükseköğretim kurumları tarafından ”Nüfus cüzdanı” ve ”İkamet belgesi” istenmeyecek. Bu verilere ulaşmak için sadece T.C Vatandaşlık Numarası bilgisi istenecek.

Öğrencilerden ”Öğrenim katkı bedeli” haricinde de her ne ad altında olursa olsun hiçbir ücret talep edilmeyecek.

Kayıt için adaylar bizzat üniversiteye başvuracak. Postayla kayıt yapılmayacak. Belirtilen tarihlerde kayıt yaptırmayan adaylar hak iddia edemeyecek. Üniversiteler, kayıt yaptıracak adaylardan sağlık kurulu raporu isteyebilecek.

-EK YERLEŞTİRME-

Öte yandan, üniversitelere kayıtların tamamlanmasının ardından, merkezi yerleştirmede boş kalan kontenjanlar ile kayıtlar sonucunda boş kalan kontenjanlara ek yerleştirme yapılacak.

Üniversiteler kayıtlardan sonra boş kalan kontenjanları ÖSYM’ye bildirecek. Buna göre ek yerleştirme başvuru tarihleri ise ÖSYM tarafından duyurulacak.

ÖSS merkezi yerleştirme sonucuna göre üniversitelerde lisans programlarında 26 bin 643, ön lisans programlarında 61 bin 959 kontenjan boş kaldı.

alıntıdır

Kanada Üniversitesi Bir Türk’e Emanet

1 Eylül 2009′dan itibaren beş yıllığına üniversitenin Akademi ve Provost’dan (bir numaralı yetkili müdür) sorumlu rektör yardımcılığına atanan Prof. Dr. Feridun Hamdullahpur, çok geniş yetkilerle donatıldı. Ottawa’nın en saygın üniversitesi Carleton’da son 9 yıldır rektör yardımcılığı görevini başarıyla yürüten Hamdullahpur, 28 milyon dolardan teslim aldığı üniversite araştırma bütçesini 101 milyon dolara çıkartması nedeniyle, ekonomik krizin yaşandığı bu dönemde dikkatleri üzerine çekti.

Başarısının sırlarını Cihan’ a anlatan Prof. Dr. Hamdullahpur, Kanada’da üniversitelerin genişleme, araştırma ve akademik planlamalarını toplayacağı bağışlar ve yardımlar üzerinden yaptığını ve tamamını bulduğunu söyledi. Türkiye’de özel üniversiteler dışında devlet üniversitelerinin genişleme bütçelerinin tamamını devletin sağlamasını eleştiren Hamdullahpur, “Bugün Türk üniversitelerin imkânları çok iyi. Devlet Planlama Teşkilatı ve TÜBİTAK’tan muazzam fonlar alıyorlar, ancak bütçelerini inanılmaz kötü harcıyorlar.” dedi.

Avrupa Birliği Bilimsel Araştırmaları Destekleme Fonu’ndan ve hatta NATO’dan Türk üniversitelerine kaynak aktığını dile getiren Hamdullahpur, “NATO, üyesi Kanada’nın üniversitelerine ise fon vermiyor. Türkiye’de eksiklik bugün maddi değildir.” diye ekledi.

Üniversitenin toplumu, toplumun da üniversitenin çalışmalarını niçin yaptığını anlaması gerektiğini söyleyen Hamdullahpur, pratik hayatta, endüstri ve iş dünyasında karşılığı olan araştırmaların yapılmasının çok önemli olduğunu vurguladı. Dr. Feridun Hamdullahpu, “Biz bir proje yürüttüğümüz zaman dışarıdan uzman çağırıp üçüncü görüş alıyoruz. Objektif görüş alışverişi çok önemlidir, hem şeffaflığı sağlar hem de ufuk açar. Türkiye, maalesef bunu yapmıyor.” diye konuştu.

“YABANCI ŞİRKETLEDEN BAĞIŞ ALIN”

Devletin üniversitelere desteğinin Kanada’da her geçen yıl azaldığına dikkati çeken Hamdullahpur, “Son ekonomik kriz ortamında bu sorun daha da derinleşti. Güçlü sermayesi olan özel şahısların yapacağı bağışlar, yeni yapacağımız üniversite ek binalarında en büyük kaynağımızı oluşturuyor. Bazısı yeni binaya veya bölüme kendi adının verilmesini istiyor, kimisi kendi seçtiği araştırma alanında araştırma yapılmasını şart koşuyor.” dedi. Üniversitenin binaların sadece elektrik, su, gaz gibi sabit masraflarını ödediğini söyleyen Hamdullahpur, “Mesela 60 milyon dolarlık en büyük projemizin tüm maliyetini dışarıya çıkıp topladık.” diye kaydetti.

“Amerikalı yabancı bir şirket mesela McDonald ülkenizde büyük paralar kazanıyorsa, bunun karşılığını topluma hizmet için üniversitelere bağış yaparak ödemeli.” şeklinde düşüncelerini aktaran Hamdullahpur, bu teklifinin kabul gördüğünü ve yabancı firmaların bugün Kanada üniversitelerinin genişleme ve araştırma bütçelerine önemli bağışlar yaptığını aktardı. Aynı formülün Türkiye’de de kullanabileceğine dikkat çeken Hamdullahpur, “Bunun için ülkemizde büyük kazançlar elde eden şirketleri biraz yönlendirme yapmak gerekiyor.” dedi

“VİZYON VE MOTİVASYON GEREKLİ”

Türkiye’de akademik ortamdaki çelişki nedeniyle çok yetenekli ve başarılı Türk akademisyenlerin dünya çapında etkili olamadığını savunan Prof. Dr. Hamdullahpur, bunun sebebini ise şöyle anlattı: “Motivasyon yok, vizyon ve yaratıcılık bulunmuyor. Kopyalama anlayışı var. Yeni bir fikir ve proje üretelim, acaba ne olabilir düşüncesi pek az. Kendi yaratıcılığımızı ortaya koymamız lazım. ABD ve Avrupa ülkelerinde yapılmış çalışmaların kopyalanmasının Türk akademik hayatına faydası olamaz. Türkiye’nin her şeyi taklit, dış teknolojidir, yerli üretimi sayılıdır. Yeni, kendilerine özgü orijinal çalışmalar yapmalılar. Bu alanda üniversitelerimizin vizyon sahibi olması ve yönlendirme yapması çok önemli. Fikir bazında bazen bir şeyler yapılıyor, ancak uygulamada pratiği yok. Bunun nedeni, üniversite camiasının endüstri, iş dünyası ve genel olarak toplum ile bağlantılarının çok zayıf olması.”

FERİDUN HAMDULLAHPUR KİMDİR?

Kanada’da elde ettiği tüm başarıyı Türkiye’de aldığı eğitime borçlu olduğunu dile getiren Hamdullahpur, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Kimya mühendisliği alanında lisans ve yüksek lisans yaptı. 1985′de doktorasını tamamladığı Nova Scotia Teknik Üniversitesi’nde 1993 ve 1997 arasında dekanlık görevinde bulundu. Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığı döneminde 1992 ve 1993 yıllarında hem Enerji hem de Çevre bakanlarının danışmanlığını yaptı. DalTech-Dalhousie Üniversitesi’nde 1997 ile 2000 yıllarında yüksek lisans öğrencileri ve araştırmalar bölümünden yetkili yönetici oldu. 4 yıldır başkanlığını üstlendiği Kanada Üniversitelerinin Ulusal Araştırma Bilim Laboratuarı Kurulu TRIUMF çerçevesinde Kanada’nın 2007 ile 2017 arasındaki genişleme projesini hazırladı. 2000 yılından beri Carleton üniversitesi rektör yardımcılığını yürütüyordu. Waterloo’da hem akademi ve araştırma, proje ve planlarını hazırlama hem de bütçeyi onaylayan makam olarak maliyede son kararı veren yetkili konumunda tek yönetici konumunda 30 Haziran 2014′a kadar görev yapacak.

alıntıdır

Atamalarda eş durumu sorunu düzeltildi

Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmenlerin eş durumuna bağlı tayin ve atamalardaki mağduriyetlerin giderildiğini bildirdi.
Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun, aile bütünlüğünü korumak konusunda gösterdiği hassasiyet ve bu yöndeki talimatı doğrultusunda öğretmenlerin eş durumuna bağlı tayin ve atamalardaki mağduriyetlerinin giderildiği belirtildi.

Açıklamaya göre, kadrolu öğretmenlerin özür durumuna bağlı yer değiştirme başvurularında, öğretmenin, alanında yeterli kurum olması halinde elektronik başvuru formundaki 25 tercihini doldurması, alanında yeterli kurum olmaması halinde açık bulunan kurumların tamamını ve 26. tercih olan ”tercihlerime atanamadığım takdirde boş kalan kurumlara atanmak istiyorum” seçeneğini işaretlemesi gerekecek. Öğretmenin yapılan işlemler doğrultusunda atanamaması durumunda ise 27. tercih olarak, ”İl emrine atanmak istiyorum” seçeneği işaretlenebilecek.

Sözleşmeli öğretmenlerin yer değiştirmeleri ise boş pozisyonlara başvuru almak suretiyle puan üstünlüğüne göre yapılabilecek.

Siz de “hazır cevaplı” biri olabilirsiniz

Hazır cevaplılık; kimi zaman “her şeye bir cevap bulma” sanılmaktadır. Oysa hazır cevaplılık gerektiği halde “zekice” cevapları anlık olarak hızla verebilmektir. Bu geliştirilebilir bir yetenektir:

Hazır cevaplılık, beynin hızlı kullanımı ve fikirlerin süratle işlenmesine bağlı olarak çabuk düşünerek, etkileyici, düşündürücü ya da şaşırtıcı cevap verebilme becerisidir.

Hazır cevaplılık; kimi zaman “her şeye bir cevap bulma” sanılmaktadır. Oysa hazır cevaplılık bir kişinin her şeye bir cevabı olmasından çok, anlık durumlarda “zekice” cevapları hızla verebilmesidir.

Hepimiz yaşantımız esnasında olumlu ya da olumsuz durumlara maruz kalırız. İçlerinde özellikle en beklenmedik olanlar ise en çok zorluk yaşadıklarımızdır.

Örneğin bir iş toplantısında sunduğumuz proje büyük övgü aldığında, o proje için destek aldığımız bir iş arkadaşımız, kıskançlık duygularına engel olamadan “pat” diye bizi sabote edecek bir laf göndermesi yaptığında, tam da başarı sarhoşluğunu yaşarken maruz kaldığımız bu beklenmedik saldırı karşısında tutulur kalırız. Ardından da ya ağzımızda saçma sapan laflar geveler, ya da gereksiz ve aşırı derecede saldırganlaşırız, neticede ise biz aslında vermek istediğimiz tepkiyi veremeden her şey olup biter.

Bir iş görüşmesinde, işveren tuzaklı bir soru sorar. Klasik soruların ardından, tam da gevşemiş, sıcacık çayımızı yudumlarken gelen bu soru, en kritik andır. O ana kadar görüşme saatlerce sürmüş de olsa, işe alınıp, alınmayacağımızı belirleyecek olan vereceğimiz cevaptır. Kariyerimizin geleceği için her şey o dakikadan ibarettir.

İşverenin bakışları, bu soruyu sorarken yüzünde beliren gizli gülümseyiş, ses tonundaki “hadi bakalım, görelim seni!” vurgusu, üstüne üstlük o soruyu tam da bizim artık rahatlayıp, “herhalde işe alınacağım” diye düşünmeye başladığımız o anda sormuş olması bunu fazlasıyla kanıtlamaktadır.

Daha sonra düşündüğümüzde verilebilecek “milyonlarca” güzel cevap bulsak da, o an için boş bakışlarımızla, kekeleyerek ve zayıf bir sesle sıraladığımız sözcükler, “çok iyi cevap vermeliyim” baskısı altında birbirine girerken ve biz “zeki” cevap vermeye çalıştıkça daha çok batarken, bir anda zihnimizin içinde, kanat takmış, bol sıfırlı maaş çekinin uçarak bizden uzaklaştığı görüntüsü beliriverir.

 

Ya da eşimiz tüm akrabaları da toplayarak bize romantik bir sürpriz parti düzenlemiştir. Biz evlilik yıldönümümüzü hatırlamayı bırakın, gün içinde işte yaşadığımız stresin yorgunluğu içinde zihnimizde sadece sıcacık ve yumuşacık yatağımızın tatlı düşleriyle kapıyı açtığımızda, “sürpriiiiiiiiiiiz” diye bağıran, amca, enişte, hala, teyze, kuzen, yeğen, arkadaş, kapıcı, bakkal Bekir Amca, üst komşu Nurten Teyze..vs karşısında ağzımız beş karış açılır ve zihnimizde bir ses; “eyvaaahhh! bugün yıldönümümüzdü” diye haykırırken, tüm bunlar yetmiyormuş gibi, heyecanla bize bakan onlarca göz, duygusal, etkileyici ve derin bir konuşma yapmamızı beklemektedir.

Ne de olsa eşimiz büyük emek harcamıştır ve sonucunda bizden çok “derin” ve “anlamlı” birkaç söz duymayı hak etmiştir. Onlarca göz tamamen bu fikirdedir, sabırsızlıkla sözcükleri beklemektedir ve eğer sözcükler dudaklarımızdan çıkmaz ise, tüm akraba ve arkadaş çevremizin karşısında utanma, suçlanma gibi duygularla ezilip, büzülmekle kalmayacak, aynı zamanda onlara en az bir yıllık güzel bir dedikodu konusu vermiş olmanın sıkıntısıyla yumuşak yatağımızda, sert bir gece geçireceğimiz garanti altına alınacaktır.

İşte tam o anda en olmaması gereken sözcükler dökülür dudaklarımızda; “Hayatım keşke haber verseydin… şeyi… sürpriz parti yapacağını…ehem…şey…”

Bunlar gibi nice anlarda resmen “nutkumuz tutulur”. Aradan zaman geçtikten sonra o olayı tekrar zihnimizde canlandırdığımızda, söylenebilecek yüzlerce cevap buluruz. Ve birden hayıflanmaya başlarız. “Neden o anda aklıma gelmedi ki!”, “Keşke o anda düşünseydim!”, “Neden söyleyebileceğim zekice laflar hep sonradan aklıma geliyor!”

Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yaşayış ve felsefesiyle ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir… Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa: “Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem” der. Diyojen, kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı verir: “Ben çekilirim!!”

 

Eğer “keşke biraz hazır cevap olsam” diyorsanız, size güzel bir haber verelim. Hazır cevaplılık geliştirebileceğiniz bir beceridir. Ve onu geliştirmenin yolu beyninizi eğitmekten ve zihninizdeki “sıra dışı düşünce üretim merkezi”nizi hareketlendirmekten geçmektedir.

İşte bunun için yapmanız gereken egzersizler:

1) Hayal kurun ve aynı şeyleri yapmayı bir kenara bırakın: Ege Üniversitesi Temel Tıp Bilimleri Fizyolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurselen Toygar, beynimizi daha fazla çalıştırmak için neler yapılabileceğimiz konusunda şu bilgileri veriyor: “Her gün gittiğiniz yolu, sabah uyandığınız müziği, oda ve büronuzun düzenini, birtakım rutin olarak yaptığınız şeyleri değiştirerek, beyninizi şaşırtın. Çalışmayan beyin hücrelerini çalışır hale getirirsek, 60 yaşında bile bir gencin beyni kadar aktiviteye sahip olabiliriz. Sürekli aynı yönde yapılan şeyler, beyni tembelleştiriyor. Hayal gücüyle, beyni çalıştırmaya sevk edebiliriz. “En büyük mucitler en çok hayal kuranlardır” sözü bu anlamda söylenmiştir. Bilgi ve belleğin oluşumu, gelişmesi ve olgunlaşması için hayal kurulmalıdır. Bu, beynimizi kalıplardan kurtarır. Beyin paraşüt gibidir, açılmadıkça çalışmaz.”

2) Her gün kendinize rastgele 15 kelime yazın. (Su aygırı, nar, fıskiye, kalem…)  Her birinden tek tek en az 6 kelimelik cümle kurun. (Suaygırı iri, şişman ve çamurla oynamayı seven bir hayvandır. Narın faydalarının son yılarda keşfedilmesiyle, nar suyu, nar pekmezi gibi birçok ürün piyasalarda yok satmaya başladı…)

3) Ardından bu 15 kelimenin her biri hakkında en az 1 dakika aralıksız ve akıcı konuşma yapmaya çalışın. (Suaygırı iri ve çamurla oynamayı seven bir hayvandır. Ağızlarını açtıklarında çenelerinin iki yanındaki dişler aslında ona ürkütücü olmaktan çok, komik bir görünüm vermektedir. Saldırgan hayvanlar olduğunu sanmıyorum, sadece bağırdıklarında öyleymiş gibi geliyor insana ama…)
4) Ardından bu 15 kelimeyi sırasıyla kullanarak saçma, ilginç, sıra dışı bir hikaye kurgulayın. (Suaygırı nar dolu havuzunda güzellik banyosu yaparken, havuzun ortasındaki fıskiyeden fırlayan milyonlarca kalem…) Birkaç günde bir kelime sayınızı arttırın.

5) Bir hikayeye başlayın ve sonunu düşünmeden devam edin. Örneğin aklınıza ilk gelen cümleyi kurun. “Bir varmış bir yokmuş, uzak bir ülkede bir sincap yaşarmış…” gibi. Devamını bilmiyorsunuz. Sadece o anda aklınızdan bu cümle geçti. Devam edin. Cümleler birbirini kovalasın. Önce düşünüp, anlatmak yok! Anlattıkça gerisini getirmeye çalışın.

 6) “Patron olsaydın çalışanlarına nasıl davranırdın? Yaralı bir köpeğe yardım etmek sana ne kazandırır? Sol elin olmasaydı, hayatta neleri başarırdın? İnsan eğer üç bacaklı olsaydı, bugün üretilen araba, bisiklet gibi hangi ürünler nasıl değiştirilmeliydi? Gözlerimiz göbebeğimizde olsaydı bugün görebildiğimiz neleri göremezdik ve bugün göremediğimiz neleri görürdük?” gibi git gide karmaşıklaşan sorular üretin ve bu soruların her birine en az bir dakika duraksamadan cevap vermeye çalışın.

‘Sözleşmeli öğretmen Ağustos’ta atansın’

Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, yaptığı açıklamada, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun ”bundan sonra sözleşmeli öğretmen ataması yapılmayacağını” Kasım ayında kadrolu öğretmen ataması yapılacağını duyurduğunu belirtti.

Bakan Çubukçu’nun açıklamasına göre, Ağustos ayında yapılacak atamalarda sözleşmeli öğretmen alınacağını, daha sonra kanun değişikliği yapılarak, Kasım ayından itibaren öğretmenlerin kadrolu olarak atanacağını ifade eden Koncuk, şunları kaydetti:

”Ağustos ayında kanun değişikliği yapılamayacağı gerekçesiyle, verilen söze rağmen, Ağustos ayında sözleşmeli öğretmen ataması mecburiyeti nereden çıkmaktadır? Ağustos 2009′da yapılacak atamalarda 10 bin öğretmenin tamamının kadrolu olarak atanmasının önünde hangi kanuni engel bulunmaktadır?

Ağustos ayında yapılacak atamalarda 10 bin öğretmenin tamamının kadrolu olarak atanmasının önünde hiçbir engel bulunmamaktadır. Çünkü sözleşmeli öğretmen atamak veya atamamak tamamen hükümetin yetkisindedir. Bu konuda kadro ihdas etmenin önünde hiçbir engel yoktur. Hükümet, Milli Eğitim Bakanı’nın verdiği sözü bir an önce yerine getirmeli ve sözleşmeli öğretmen alımına Kasım ayında değil, Ağustos ayında son vermelidir.”

Şu anda görev yapan 50 bin sözleşmeli öğretmen bulunduğunu belirten Koncuk, bu öğretmenlerin tamamının herhangi bir şarta bağlı olmaksızın kadroya geçirilmesi gerektiğini de belirtti.