Hale Kaplan Öz‘ün röportajı
Otobüsname/ Yaşadığımız Şehir, bugünün sokağından insan hikâyelerinin aktarıldığı sahici metinlerden oluşan bir kitap. Fatma K. Barbarosoğlu, bir sosyal bilimci ve edebiyatçı olarak şahitliğini yarına bu şekilde aktarıyor.
Hem sosyal bilimci hem de edebiyatçı olan Fatma K. Barbarosoğlu’nun iki kimliğini biraraya getirerek yazdığı Otobüsname/ Yaşadığımız Şehir, neredeyse yarı yarıya genişletilmiş haliyle okurunun karşısında. Kitap, yazarın “Biz kime benzeriz?” sorusunu çözümleyici küçük ipuçları olarak kaydettiği şehir notlarından oluşuyor.
Kaydın bol ama tekdüze olduğu bugünde, sizin kadrajınızı diğerlerinden ayıran en temelde nedir? Şehirden ziyade şehirdeki insan bu kitaptaki odak noktam. Kısa bir süreliğine aynı mekânı paylaşan insanların kendilerine ve çevrelerine bakışını merkezde tuttum. Simmel’in şehirdeki insanın hiç tanımadığı insanlarla uzun süre yolculuk yapması üzerinden geliştirdiği analizi okuduğumdan bu yana toplu taşıma araçlarındaki insan yüzlerine, hikâyelerine dikkat kesildim. Benim kadrajımı ayıran şudur diyemem. Gördüklerime gönlümü koyarak yazdım. Dolayısıyla bir sosyal bilimcinin başına gelenler diyebiliriz. Neden sosyal bilimci vurgusu yaptım? Aynı olayları birlikte yaşadığımız insanlar için o yaşananlar “yazılacak kadar değerli” değildi. Ama aynı olaya tanık olduğumuz arkadaşlar kitabı okuduktan sonra “İyi ki yazmışsın” diyor. Ve benim tanıklığımı kendi tanıklığından daha çok önemseyenler oluyor. Mesela “Ah şimdi burada Fatma olacaktı kim bilir neler çıkaracaktı dedim” şeklindeki hayıflanmaları bir ödül niyetine sunuyor arkadaşlarım.
Herkes sokağa çıkıyor ama böyle hikâye-ler yakalayabileni çok az. Bu sosyolog olmakla mı hikâyeci olmakla mı ilgili. Yoksa Paul Auster’in dediği gibi hikâyeler yalnızca onları anlatabilecek insanların başından mı geçer?
Sosyolog mu edebiyatçı mı? Yazdığım metne göre kimliklerimden biri daha belirleyici olabilir. Bunun çok farkında değilim. İpin ucunu her zaman kaçırdım. Hem yüksek lisans tezim hem de doktora tezim dilinin fazla akıcı olması üzerinden eleştirilmişti çünkü. Ki o zaman henüz bir hikâye ve roman yazarı değildim. Ama Otobüsname’de iki kimlik bir arada galiba.
Bu metinlerin hikâye niyetine yazılmadığının tekrar tekrar altını çiziyorum. Burada aslolan olayın kendisi. Hâlbuki hikâye niyetiyle yazmış olsaydım olaydan daha çok o olayı anlatış üslubunu merkezde tutmayı tercih ederdim. Bu olayları “Biz kime benzeriz?” sorusunu çözümleyici küçük ipuçları olarak kaydettik. Çünkü çok hızlı yaşıyoruz ve kaydını tuttuğum sokağın, işlenmiş bir malzeme olarak yarına kalmasını çok önemsiyorum.
Gül reçeli kaynatan hanımannelere, onların dualarına inandınız ve yazdınız. Bununla birlikte gönlünüzün yazmaya elvermedikleri de olmuştur muhakkak… Keşke kitabın tamamı böyle olabilseydi. Ama değil. Mesela Dünya Kupası esnasında, hastaları ile hiç ilgilenmeyen doktorları da yazdım. Ama şu konuda haklısınız genellikle okuyucu pozitif bir enerji yakaladığını söylüyor. Kötü bir olayı tekrar tekrar düşünürüm ama çoğu defa onu bir kavram eşliğinde düşünürüm. Yani kendi başıma gelen bir sürü şiddet olayını bir kavram eşliğinde analiz ettiğim için o şiddete tanık olan dostlarım genellikle çok şaşırıyor. Sırf bu yüzden sosyolog olunca hayata daha kolay tahammül edilebileceğini düşünen gençler var. İlk defa televizyonda görüp sonradan ru be ru tanıştığımız gençler gündelik olaylara nasıl bu kadar farklı bakabiliyorsunuz diyerek hayretlerini ve hayranlıklarını ifade ediyor. İşin tuhafı ben de onların bu hayretine hayret ediyorum ya. Neticede bir hadiste buluşuyoruz: “Rabbim hayretimi arttır.”
Sahici hayat yaşayan kalem erbabı çok az
Bugünün sokağının edebiyatımıza yeterince yansıdığını düşünüyor musunuz? Gazetelere bile yansımıyor sokaklar. Muhabir haberciliği kan kaybediyor. Sahici bir hayat yaşayan kalem erbabı çok az. Gökyüzünü görmeyen mekanlarda yaşıyor insanlar. Sokaklar hayatın atar damarıdır. Ama sanal alem bu atardamarı, sahici ilişkileri öldürüyor. Sanal bir kimlik ile kavgasını ya da küfrünü bir başkası olarak yapıyor. Onun için ben gerçek hayatın argosunu, öfkesini sanal şiddete göre daha evcil bulurum. Birinin yüzüne bakarak edilmiş hakaret ile sanal alemde edilmiş hakaret arasındaki farkı düşünün lütfen. Bu günün sokağı edebiyatımıza, köşe yazılarımıza yansısa, burnumuzu plazaların dışına çıkarabilsek, her şey daha güzel ve daha sahici olacak.
Farklı insanları gözlemleyebilmek için belki de hiç gitmeyeceğiniz yerlere gittiğiniz oldu mu? Doktora tezimi yazarken değişik yerlerde gözlemlerim olmuştu. Fakat hayat tecrübem arttıkça, gözlemin bir mesai meselesi olmadığını idrak ettim.Bir yerde gözlem için bulunmak çoğu zaman sahici damarı öldürüyor. İdrakın durması söz konusu olabiliyor.